
Konuşmak ve dinlemek üzerine türlü türlü cümleler kurulur. Konuşanlar kendilerini dinleyecek bir kulak ararlar, dinleyenler ise varlıklarından haberdar olunmasını isterler. Kimisine konuşmak iyi gelir kimisine dinlemek. Kimi konuşarak iyileşir kimi dinleyerek… Konuşmanın da binbir çeşidi vardır tabiki. Her konuşma karşısında bir muhatap bir kulak bulamaz. Bu yüzden neyi konuştuğumuz kadar nasıl konuştuğumuzda önemlidir.
İbrahim Kalın da kitabında şöyle anlatır: “meşhur bir tanımlamadır: kalpler uzaklaştıkça sesin volümü artar. muhatabınızın sizi aklen ve kalben duymadığını düşündüğünüz için bağırmaya başlarsınız. fakat kalpler yakınsa fısıltıyla konuşmaya başlarsınız.”
işte konuşmanın mahiyetini ortaya koyan kıstas budur. Kalplerin yakınlığı. İki kalp arasındaki mesafe. Bu mesafe arttıkça ses yükselir. Ne zaman ki sesini alçaltırsın ve duyulmak için bağırmak zorunda kalmazsın tam olarak doğru yeri bulduğunu o zaman farkedersin. Kendini oraya ait hissedersin ve orada çiçeklenirsin..
Ahsen Sena ŞAHİN

Bir yanıt yazın