Çoğu insan iyi midir? ne kadar tartışmalı bir soru değil mi? Hele de günümüz dünyasını düşündüğümüzde. Sokakları, adliye koridorlarını, köyleri, şehirleri hatta otelleri bile… Bütün bunları düşündüğünüzde insanın saf kötü olduğuna inanabilirsiniz aksine inanmak çok zor.
Ama bu kitap sizi şaşırtacak.

Müminlerin inançlarında emin oldukları bir şey var ki insan iyi ve güzel üzerine yaratılmıştır. Fıtratı her zaman güzel olana meyillidir ve bu Yaratıcısının güzelliğinden gelmektedir. Biz bu
saf iyiliği ve güzelliği yeni doğan bütün bebeklerde görürüz. Çocuklar kötüyü ve kötülüğü bilmez. Çocuklar kötüyle ve kötülükle sonradan tanışır. Eğer sürekli buna maruz kalırlarsa da o tarafa eğilimleri artar ve kötülük böylece üremiş olur. Günün sonunda kötü galip gelir ve iyilik geride kalır. Bu düşüncemizi temellendirecek birçok şey bulabiliriz ama biz kitabımıza
dönelim.

Geçen aylarda katıldığım bir kitap kulübünde bir kitap okumuştuk. Kitabın adı Factfulness.Türkçeye “gerçekçilik” olarak çevriliyor. Hans Rosling yaptığı birçok araştırmaya ve sayısalverilere dayanarak Dünyanın aslında bizim sandığımız kadar kötü olmadığını ve kötüye gitmediğini eskiye göre çok daha iyi durumda olduğunu söylüyor. Şimdiki zamanı ve son yıllarda yaşadığımız olumsuzlukları düşünerek söylediklerine inanmak biraz zor olsa da
hepsini sayısal verilerle ve tablolarla güzelce anlatmış. Bu kitapta bunu destekler nitelikte. İlk insandan başlayarak anlatan ve birçok araştırmayı da kaynaklarıyla beraber bize sunan Bregman inanılanın aksine insanın doğasında savaşın ve kötülüğün değil iyiliğin ve merhametin olduğunu söylüyor.

Kitabın en başında bahsedilen ve ilerleyen sayfalarda da sık sık adından söz edilen bir kitap var “sineklerin tanrısı”. Bu kitap aslında çoğu kişinin de bildiği bir klasik. Konusu tamda bu kitabın temelini oluşturuyor. Issız bir adaya düşen çocuklar ve bu çocuklardan yola çıkarak insan doğasının vahşi tarafı anlatılır. Hobbes’un da savunduğu insan doğuştan kötüdür anlayışının doğruluğunu ispat eder niteliktedir.

Fakat Bregman bu kitabında bu olayın aynısının Avustralya’nın Ata adasında da yaşandığını fakat bu adadaki çocuklarla kurtarıldıktan sonra yapılan röportajlarda işlerin tam tersine işlediğini söylüyor. Ve aslında bizlere şunu söylemek istiyor; “gerçek ‘sineklerin tanrısı’ arkadaşlığın sadakatin hikayesi; birbirimize güvendiğimizde nelerin üstesinden gelebileceğimizin anlatıldığı gerçek bir hikaye.

Peki nasıl olur da insan bu kadar kötülük yapabilir? Dünyanın en kanlı savaşı olan 2.dünya savaşı, Holokost nasıl oluyor da bir insan eliyle ortaya çıkabiliyor? Bregman’a göre insanın kötülük yapmasının altında yatan bazı nedenler var.

Mesela Holokost’un organizatörlerinden olan Eichmann’a açılan bir davada “hiç pişmanlık duymuyorum. İmparatorluğun altı milyon düşmanını ölüme gönderdiğimi bilerek mezarımda keyif ve mutlulukla yatacağım.” dediğini kaydeder. Burada Eichmann iyi olduğunu düşünerek kötülük yapmıştı.

Aynı zamanda Alman ordusunun insanüstü performansını Bregman bir kelimeyle bize anlatıyor: “yoldaşlık” ve devam ediyor. “Her meslekten Alman vatandaşı, yüzlerce fırıncı, kasap, öğretmen, tesisatçı birbirlerini müttefiklere karşı korumak amacıyla dişini tırnağına takmıştı.” “Suçlular tarihin doğru tarafında durduklarına inanıyorlardı. Auschwitz uzun bir tarihi süreç içinde kötülüğün iyilik kılığına girerek kendini başarıyla gizlenmesinde gelinen
son noktadır.”

Bunlar tabi ki kabul edilemezler sebepler ama buradan çıkarmamız gereken şey şu ki; insan kandırılmış, beyni yıkanmış ve manipüle edilmişti.

Sadece iki örneğini verdiğimiz bütün bu savaşların ve kötülüklerin temeli 10.000 yıl önceye dayanıyor. İnsanların belirli bir yere yerleşmeye başlaması ve özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla insanın çirkin yüzü de belirginleşmeye başladı. Şimdi burada Jean Jacques Rousseau’nun şu harika paragrafına bakalım: “Bir toprak parçasının etrafını çevirip, “burası benim,” diyen ilk adam etrafında kendisine inanacak saf insanlar bulduğunda sivil toplumun
temellini atmış oldu. O zaman bir kişi ayağa kalıp “dikkat edin, bu dolandırıcıya inanmayın; dünyanın büyün meyvelerinin hepimizin olduğunu ve dünyanın kimseye ait olmadığını unuttuğunuzda günlerimiz sayılıdır,” demiş olsaydı insanlığı ne çok felaketten ve savaştan kurtarmış olurdu.” Çok harika değil mi?

Kitapta sizlere anlatmak istediğim o kadar fazla konu var ki… Köleliğin ortaya çıkışı, ırkçılığın başlangıcı, aydınlanma dönemi, medeniyetin eleştirileri, Amerika’da sokakta gerçekleşen bir cinayet ve sokak sakinlerinin tutumları, medyanın iki yüzlülüğü, kıtlıklar, zenginlikler…. Bu liste böyle çok uzar gider. Ama benim hepsini burada teker teker anlatmam pek mümkün değil.

Eğer sizde kötülüğün hakim olduğu bir gezegende yaşadığınızı düşünüyorsanız, iyilerden ve iyilikten umudunuzu kesmeye başladıysanız, yaşanılan bütün kötü olaylardan sonra karamsarlığa düşüyorsanız bu kitap sizin bütün düşüncelerinizi baştan sona etkileyebilir.

DAHA FAZLASINI İSTER MİSİNİZ?

MAİL ADRESİNİ GİR VE BİZDEN HABER BEKLE !

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir