Sevgi Soysal bu kitabında, 1970lerin Ankara’sında Mevhibe Hanımın evinin bahçesinde devrilmekte olan bir kavak ağacının etrafında gelişen olayları farklı kişiler ve farklı karakter üzerinden ele alıyor. 

Mevhibe Hanımın kocası Salih Beyin itfaiye ve polis bariyerini aşamayıp evden çıkamayışı, çocukları Doğan ve Olcay’ı bunaltan ev düzeni, komşuları Güngör Beyin kural tanımadan arabasını kalabalıktan çıkarışı, kavak devrilmek üzereyken öğle tatiline çıkan Ahmet ve Şükran’ın gizli aşk kaçamağı, yokluk içinde büyüyen banka memuresi Mehtabın gelecek planları ve Necip Bey’in bankadaki durmadan azalan parası, dostlukları değişik bir şekilde başlayan Doğan ve Ali, Alinin Olcay ile olan ilişkisi…. Sevgi Soysal aşktan dostluğa, aileden komşuluğa, toplumsal eşitsizlikten yalnızlığa kadar bir çok konuyu değişik insan portreleri üzerinden bizlere anlatıyor. Bütün bu olayları anlatırken de içinde bulunduğu dönemin ‘ahlak’ ve ‘namus’ anlayışını çok güzel bir biçimde dile getiriyor. Mahalle aralarında genç kızların ettiği muhabbetler, gelecekleri hakkında kurdukları hayaller, ‘hali vakti yerinde’ eş bulma çabaları, süse ve gösterişe olan merakları, yaşanılamayan hayatların hep daha güzel olduğu düşüncesi tam da o dönemlerin genel bir izlenimini veriyor. 

Soysal’ın bu kitabı 12 Mart 1971 olaylarından sonra yayımlandı. Siyasi bir kimliği de bulunan ve yazdığı yazılardan dolayı bir dönem tutuklu kalan yazar bu kitabında da o dönemde yaşanan müdahalelerden bahsediyor. Üniversite gençlerinin tutuklanmaları, emniyetteki ifade süreçleri, hapishane koşulları, eşitsizlikler ve yaşanan adaletsizlikleri Ali karakteri üzerinden bizlere anlatıyor.

Kitapta geçen her karakterin kendine özgü bir çizgisi var. Bütün karakterler toplumun içinde var olan okuyucuya hiç yabancılık çektirmeyecek özellikler barındırıyor kendinde. Soysal karakterlerini oluştururken en ince ayrıntılarına kadar her şeyi düşünmüş. Bir karakterin hikayesi bittiğinde hiç beklemediğimiz bir yerden yeni bir karaktere geçiş yapmış. Bölümler arası geçişi o kadar güzel sağlamış ki kitabı okurken hiçbir kopukluk olmadan karakterler arasında yolculuk yapıyorsunuz. Aileden kalan bütün parayı işini ayakta tutabilmek için harcayan Necip Bey, köyden şehire göç ederek kapıcılık yapan ve şehir hayatına ayak uyduramayan kapıcı Mevlüt’ün karısı Hatice, kendi toplumsal sınıfından ve ailesinden sıkılmış Olcay’ın daha alt sınıf denilebilecek Ali’ye karşı ilgisi, kendisini sürekli herkesten yüksekte gören ve herkesi ‘hizaya getirme’ çabası içinde olan Hatice Hanım…. Bütün karakterler hemen yanı başımızda olabilecek kadar hayatın içinden.

1970 dönemlerini düşündüğümüzde Soysal’ın kitapta kullandığı cümleler ve kelimeler de yerel halkın özelliklerini gayet güzel yansıtıyor. Kitabı okuyan kişilerin anlamasını zorlaştıracak ağdalı bir dil kullanmak yerine halkın kullandığı ifadelere ve kelimelere yer vermiş. Buda okuyanların dönem hakkında fikir sahibi olmasını kolaylaştırıyor. Aynı zamanda yazar, çoğu zaman düz yazı ile anlatmayı tercih etse de yer verdiği monologlar ve konuşmalar ile kitabın okunmasını hızlandırıyor ve okuyucuda da heyecanın artmasını sağlıyor. Bu konuda aşırıya kaçmamış olması okuyucuyu konudan uzaklaştırmıyor. Bu dönemde Türkiye’de bir devrim sonrasında neler yaşandığını, Anadolu halkının toplumsal yapısını, genç-yaşlı, alt tabaka-üst tabaka arasındaki farkları, fakir halkın şehirleşme çabalarını, aile yapısını merak eden her okur bu kitapta aklındaki bir çok soruya cevap bulabiliyor. 

Kitapta birden çok olayın, karakterin, mekanın yer alması hem kitabın akıcılığını hızlandırmada hemde okuyucunun merakını canlı tutmada etkili oluyor. Karakterlerin fazlalağı okuyucuyu yormuyor. Aksine halkın çok güzel gözlemlendiğini ve çok güzel analiz edildiğini gösteriyor. Karakterlerin hikayeleri anlatırken yaşayış tarzlarına uygun olan bir anlatım seçilmiş. Kimi yerlerde mahalle jargonu kimi yerde akademik söylemler, kimi yerlerde de entelektüel anlatımlar yapılmış. Bu da Soysal’ın dili kullanmasındaki hüneri okuyucuya gösteriyor. Hepsi yerli yerinde ve abartıya kaçmadan kullanılmış. 

Kitabın sonu, okuyucunun öngörebileceği şekilde yazılmış. Kavak devriliyor ve hikaye bitiyor. Yazar, bütün bir kitapta geçen hareketliliğin ve çeşitliliğin aksine daha sakin bir son planlamış. Benim değiştirmek istediğim tek yer sonu olabilirdi. Biraz daha hararetli ve hareketli bir son yazılabilirdi. 

Türk Edebiyatı okumayı sevenler, dönem edebiyatı okumayı sevenler, yerel halk kültürüne veya Anadolu kültürüne meraklı olanlar, toplumsal ve kültürel öğelere önem verenlerin bu kitabı çok seveceğini düşünüyorum. Yirmi yaş ve üzerindeki kişilerin okuması kitabı anlayıp analiz edebilmelerinde daha kolaylık sağlayacaktır. Daha çok insan psikolojisine ve sosyolojiye ağırlık verdiği için romanda ‘olay’ arayan okuyucuya sıkıcı gelebilir. Ama kitap bittiğinde kesinlikle okuyucunun zihninde çok güzel izlenimler bırakacaktır. 

Ahsen Sena ŞAHİN

DAHA FAZLASINI İSTER MİSİNİZ?

MAİL ADRESİNİ GİR VE BİZDEN HABER BEKLE !

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.