Yaşlılığınızı düşündünüz mü hiç? Nasıl yaş alacağınızı, yaş alırken sizden nelerin azalacağını ve nelere daha çok ihtiyaç duyacağınızı? Nasıl değişeceğinizi veya dönüşeceğinizi? Gençliğinizde olduğunuz insandan ne kadar uzaklaşacağınızı? Ben bu kitabı okurken bunları bol bol düşündüm. 

Şermin Yaşar’ın son kitabı ‘Altı Harfli Bir Tatlı.’ İsmini okuduğunuzda şeker tadında bir kitap okuyacağınızı düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü bu kitap tam bir içsel hesaplaşma ve geçmişle yüzleşme üzerine kurulmuş olan bir hikaye. Şermin Yaşar yine sade, gösterişsiz, abartıya kaçmadan insanın iç dünyasına ayna tutuyor. Kitabı okurken bütün karakterlerin gözüyle bakmayı başarıyorsunuz hayata. Kendinizi teker teker hepsinin yerine koyabildiğiniz ve hepsine de hak verebildiğiniz bir anlatımı var Yaşar’ın. Karakterler o kadar gerçekçi işlenmiş ki hepsinin iç dünyasına girebiliyorsunuz. 

Hikaye Meltem ve Selime Teyzenin Balıkesir’in küçük bir köyünde karşılaşması ile başlıyor. Meltem arkadaşı Fırat ile bir yolculuğa çıkıyor yolculuğun kendi içine ve geçmişine doğru olduğunu bilmeden. Selime Teyze ise kayıp. Evet doğru anladınız. Kayıp. Yerini bir kişiden başka hiç kimse bilmiyor. Dört çocuğu dahil. 

Gabor Mate’den dinlediğim çok güzel bir konuşma var. Diyorki: “İki çocuk hiçbir zaman aynı ailede, aynı ebeveynlerle büyümez.” Bu cümlenin canlı bir örneği de işte Yaşar’ın bu kitabında geçiyor. Selime Teyzenin 4 çocuğu var.  Fakat kitabı okudukça görüyorsunuz ki hiçbiri birbirine benzemiyor. Çok tanıdık değil mi? Hepsinin dünyası birbirinden farklı. Hepsinin iç alemi farklı. Hepsinin hayatla bir savaşı ve mücadelesi var. 

Selime teyzenin ise çok mutlu bir evliliği var. Sanırız ki mutlu bir yuvada dünyaya gelen çocuklar da mutlu olurlar. Ama bazen öyle olmuyor. Selime teyze çok genç yaşta kaybediyor kocasını. Küslük nedir bilmemişler, kavga nedir tatmamışlar. Yaşadıkları her gün sevginin hakkını vermişler. Hem sevmişler hem sevilmişler. Ama eşi dünyadan göçtükten sonra evin bütün dengesi bozulmuş. Selime Teyzenin yası, çocuklarını bir arada tutmaya engel olmuş. Herkes kendi yolunu çizerken Selime Teyze kendi başına kalakalmış. Çok uzun süre aranmayı beklemiş, görülmeyi beklemiş, birinin gelip ona ‘Nasılsın’ diye sormasını beklemiş. Ona bir adım gelene kendisi on adım gitmiş. Komşu kızını kendi kızı bellemiş. Kimseye yük olmamak adına da kimsenin hayatında bir yer edinememiş. İşte yazının en başında sorduğum şey de tam olarak bu. Yaşlanınca herkesin hayatından usulca çekilmek mi gerekiyor yoksa kendine zorla da olsa bir yer ayırmak mı? Selime Teyze ikincisini yapamadığı için bütün çocuklarının hayatından sessizce çıkıyor. Çıkıyor ama içine dünya kadar beklentiyi sığdırarak çıkıyor. Saklandığı yerden çıkarılmayı bekliyor. “Çok bekledim aslında. Beklemiyormuş gibi yaptım ama hep bekledim…”

Hikayemizin bir diğer kahramanı Meltem. Annesi tarafından terkedilen üvey annesi tarafından da istenmeyen bir kız çocuğu. Sevgiyi, sıcaklığı, muhabbeti babaannesinden ve dedesinden öğrenmiş. Dedesi ve babaannesi öldükten sonra da Meltem kendine sığınacak güvenli bir liman aramış. Her tanıştığı kişinin kalbinde kendine bir yer var sanmış. Selime Teyze yalnız, Meltem ise kimsesiz kalmış. Şimdi diyeceksiniz ki bu ikisi aynı şey değil mi? Değil diyor Meltem. Yalnızlık ve kimsesizlik aynı şey değil. Eğer etrafında hiç kimsen yoksa kimsesiz olursun. Ama eşinden dostundan, annenden babandan, evladından ayrı düşmüşsen yalnız kalırsın. İkisi aynı şey değil. 

İnsanın geçmişte yaşayamadığı eksiklikleri telafi etmesi mümkün müdür bilinmez. İçimizdeki boşluklar biz büyüdükçe büyür. Biri gelsin o boşlukları doldursun diye bekleriz bir ömür. Bazen anne sevgisi bazen baba güveni bazen bir dost samimiyeti bazen de bir eşin sadakatini ararız. İnsan kendine tutunacak bir dal bulamadığı zaman bir çiçek gibi yavaş yavaş solar.

Şermin Yaşar kitabında sizi şimdiden alıyor, çocukluğunuzun en güvenli olan yere evinize götürüyor, orada hatırladığınız ilk anılarınızla karşılıklı oturtuyor, acılarınızla yüzleştiriyor, yalnızlığınızla başbaşa bırakıyor. Kırgınlıklarınızı, affedemediklerinizi, öfkelerinizi size bir bir hatırlatıyor. Babaannenizin dedenizin dizinin dibinde bir soba sıcaklığıyla ısıtıyor. Sonra sizi o sıcaktan da alıp yaşlılığın acı yalnızlığıyla yüzleştiriyor. Kitabın son sayfasına geldiğinizde hayatın beş harften çok daha uzun bir hikaye olduğunu anlıyorsunuz.

Selime teyze şimdi başkasının yarım bıraktığı bir evde herkesten uzakta kendi başına hayatta kendine bir yer edinmeye çalışıyor. her gün kapıya bakarak çocuklarının gelmesini beklerken, Meltem her gün geçmişine bakarak annesini arıyor oralarda. Annesine ait bir an, annesine ait bir gülüş, annesine ait bir hareket, annesine ait bir hatıra… Biri evlatlarına hasret. Diğeri annesine. “Herkesin hikâyesi ayrı, herkesin ayrılığı başka, herkesin özlediği başka, aradığı başka, bulduğu başka…”

Ahsen Sena Şahin

DAHA FAZLASINI İSTER MİSİNİZ?

MAİL ADRESİNİ GİR VE BİZDEN HABER BEKLE !

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir