Nihan Kaya okuyor musunuz bilmiyorum. Çocuklar ve ebeveynler hakkında çok güzel ve yerinde tespitleri var. Eğer hiç okumamış iseniz mutlaka kitaplarına veya yazılarına göz atmanızı isterim. Bir kitabında şöyle diyor: “Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da burada başlar.” Ne kadar mükemmel bir farkındalık değil mi? Belki de çoğu kişinin anne-baba olana kadar anlayamayacağı bir konu. 

Gelelim kitabımıza… Yazıma üstteki paragrafla başlamamın sebebi tam da böyle bir çocuk olan Diana’nın hikayesinin anlatıldığı bu kitap. Alexandre Seurat’ın kaleme aldığı ‘Sakar’ Fransa’da yaşanmış bir olayı konu alıyor. Gerçek adı Marina Sabatier olan bir çocuğun hikayesi.

Diana sorumsuz bir anne-babadan dünyaya gelen dört çocuktan sadece biri. Ve ne yazık ki en talihsiz olanı. Diana’yı önce teyzesi fark ediyor daha sonra anneannesi. Kitapta ailenin kutsallığına ve dokunulmazlığına sürekli ithaflarda bulunuluyor fakat kutsallık ve dokunulmazlık aslında böyle bir şey değil. Kutsal olan yerde çocuklar zarar görmezler. Çünkü herkes bilir çocuk temizliğin ve saflığın sembolüdür. 

Çocuk kötülük bilmez, çocuk isteyerek kimseye kötülük yapmaz. İnanamayacaksınız ama anne ve baba ise tam tersi. Evet kötü çocuk yoktur ama kötü anne-baba vardır. Anne-baba olamayan, anne-baba olmayı seçmeyen insanlar vardır. Diana’nın annesi de bunlardan sadece bir tanesi. Çocuklarına her türlü şiddeti gösteren, dışarıdan fark edildiği zaman etrafındakileri suçlayan ve yaptıkları onca şeyi sürekli gizlemeye çalışan bir anne baba. Anne-baba demek de ne kadar doğru olur bilmiyorum ama kendileri bir çocuğu dünyaya getirdikleri için bütün haklara sahip olduklarını düşünüyorlar. 

Diana annesi ve babası tarafından uzun süre şiddete maruz kaldığı için bir süre sonra zihinsel ve fiziksel sıkıntılar yaşamaya başlıyor. Ve yaşadığı bu sıkıntıları bir kelimeyle özetliyorlar ‘sakar.’ Şiddet gördüğü için hastalanan bir çocuk ve onun sakar olduğunu düşünen onca insan. Şöyle düşünebilirsiniz ki çocuk bile kendisinin sakar olduğuna inanıyor. 

Etrafımızda buna benzer birçok olay duyuyoruz. Şiddet gören çocuklar ve buna sesini çıkarmayan daha doğrusu çıkaramayan toplum. İnsanları susturan nedir gerçekten bilmiyorum.  İnsan bildiği bir haksızlığı nasıl saklayabilir diye düşünüyor olabilirsiniz ama Diana’nın hayatında aslında onun için mücadele eden insanlar da yok değil. En önde anneannesi, öğretmenleri, okul müdürleri herkes her şeyin farkında ama ‘aile dokunulmazlığı’ adı altında hiç kimse Diana için bir şey yapamıyor. Ailenin dokunulmaz olduğu yerde çocuklar çiçek gibi solup yok oluyorlar. Dokunulmazlık dediğimiz şey çocuklara olmadıktan sonra anne babaya dokunamamak aileyi de ortadan kaldırıyor. 

Diana’nın hikayesi çok acı bir sonla bitiyor. Hikaye bittikten sonra arkasında kalanlar onun için bir şey yapmaya çalışıyorlar ama tabiki her şey için çok geç oluyor. 

Bu kadar kısa olup da beni bu kadar sarsan kalbimi bu kadar ağrıtan bir kitap daha okudum mu hatırlamıyorum. Kitabı okurken içinden Diana’yı çekip almak istiyorsunuz. İçimden sürekli ‘Hadi sen kalk bir şey yap’ diyerek okudum bütün kitabı. Sayfaları her çevirmenizde içinizdeki öfke daha da artıyor. Diana ile birlikte yeryüzünde sevilmemiş, hor görülmüş, şiddet görmüş, yok edilmiş bütün çocuklar içinde acı çekiyorsunuz. Ve maalesef ki kitap bittiğinde sadece acı çektiğiniz ile kalıyorsunuz. Bu kitap sizi ağlatır mı bilmem ama kalbinizi ağrıtacağına eminim…

Ahsen Sena Şahin

DAHA FAZLASINI İSTER MİSİNİZ?

MAİL ADRESİNİ GİR VE BİZDEN HABER BEKLE !

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.