
İnsanın evi neresidir? Bu soruya herkes içinde tamamlanmayı bekleyen boşluk neyse o parçayı koyarak cevap verir. Herkesin eksik parçası farklı yerlerde.Ve hepsi hala doldurulmayı bekliyor. Tıpkı Seher ve yol arkadaşı Ogo gibi.
Seher annesi ve babası çok küçük yaşta ayrılan ve babannesiyle büyüyen, babannesi ve dedesi öldükten sonra bütün çocukluğunu değişik akrabalarının evinde geçiren, hiçbir yere ait olamayan ve kimseyle gerçek bağ kuramayan bir kız.
Ogo ise aile babaları kuvvetli, anne-babası toplum içinde saygınlık kazanmış ve herkes tarafından sevilen bir çocuk.
Seher ve Ogo çok uzun bir yolculuğa çıkıyorlar beraber. Yol aynı, taşınan eşyalar aynı, yenilen yemekler, içilen sular, gidilen yerler her şey aynı. Farklı olan tek bir şey var ‘yolcu’… Herkesin yoldan beklentisi farklı. Kimi bu yolculukta kendini bulmayı amaçlıyor, kimi hayatı sorguluyor, kimi geçmişiyle barışmaya çalışıyor. Ve her yolcunun hayata baktığı pencerelerde o derece birbirinden farklı. Bazısı öfkeyle bakıyor penceresinden, bazısı gülerek. Bazısı pişman, bazısı çaresiz. Yol herkese farklı görünüyor ve herkes çıktığı yoldan döndüğünde bambaşka biri oluyor. Yolculuk insanı olmak istediği şeye dönüştürüyor.
“Ev, insanı dağılmaktan, ücraya düşmekten, kayıp zamanlardan, yitiklik duygusundan korur. Yalnızca tabiatın fırtınalarına karşı değil, hayatın sert rüzgarlarına karşı da muhafaza eder” demişti Hatice Ebrar Akbulut İncelmiş Vakitler kitabında. Ev, insanı topluyor, her anlamda…
Nermin Yıldırım bu kitabında anlatmak istediğini o kadar güzel anlatıyor ki bize, ‘ev’siz olmanın ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Evsizlik bir bakıma bütün evlerde misafir olmak ve her kalpte geçici olduğunu hissetmek demek. İnsan bunu bir kere hissettiği zaman her evin misafiri oluyor.
Tıpkı Seher gibi. 40 yaşına kadar gittiği her evde misafir hissetmiş kendini. Hiçbir çerçeveye dahil olamamış hiçbir kalpte kendine yer bulamamış. Bir yere ait olamamanın, köklerle sağlam ilişki kuramamanın insan karakteri üzerindeki etkilerini Seher üzerinden anlatıyor bizlere Yıldırım.
Çok güzel bir cümlesi var Seher’in, diyor ki: “Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbekbağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların kaybolmuyorlar.” Eğer kökün sağlamsa eğer kurduğun bağlar sana kendini güvende hissettiriyorsa hayatta attığın her adım sağlar oluyor. İnsanın içindeki aidiyet duygusu sağlam olduğunda ise hayat onu daha az hırpalıyor. Ama eğer Seher gibi kökleriniz sağlam değilse veya zedelendiyse en güzel yolları yürürken bile hayatın size işkence ettiğini düşünüyorsunuz. Başkalarıyla aynı yolu yürümenize rağmen .
Ahsen Sena ŞAHİN

Bir yanıt yazın